Geleneksel PsiClub Sempozyumu “Aşk” Temasıyla 23 Ocak’ta Gerçekleştirildi

Medaim Yanık “Aşkın Halleri” konu başlığıyla 23 Ocak’ta 

PsiClub Sempozyum’daydı!

 

Üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz PsiClub Aşk Sempozyumu’nun ilk konuşmacısı İbn Haldun Üniversitesi Psikoloji bölüm başkanı, Zihin Okulu’nun kurucu eğitimcisi Prof. Dr. Medaim Yanık ile birlikte “Aşkın Halleri” konu başlığıyla çok heyecan verici bir konuşma gerçekleştirdik.

Herkesin katılımına açık olan bu etkinliğimiz yoğun bir ilgiyle karşılandı. Medaim Hocamız ile gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizden geriye kalanları sizler için derledik. 

Bir psikoterapi odasından aşkın hallerine bakış:

Aşk hem kadınlar hem erkekler için istenen bir durumdur. İkisi de %90 civarında evlenme sürecinde eşinin ona aşık olmasını bekliyor.

İbn Hazm, bir Endülüslü ve aşka çok enteresan bir bakış açısı var, önce aşka övgüler diziyor, onun yüce bir şey olduğundan bahsediyor. Ancak çok gerçekçi başka bir bakış açısı da var ve aşkı için insanı vezir de eder rezil de eder diyor. Onunla büyük çoğunlukla görüşünü paylaşıyorum.

Aşk bir insanı kökten değiştirebilir. 

Aşk bir insanın başına gelebilecek en güzel ve en kötü şey olabilir. Kişiyi vezir de eder rezil de. Aşk, aklı devre dışı bırakır. Uç duygular için böyledir, örneğin öfkenin de fazlası mantığı devre dışı bırakır.

Bu iş olmaz dediğiniz bir şeye aşkın gücüyle olur diyebilirsiniz.

Duygu bize yol gösterir, bu yüzden gereklidir. Aşk için de böyledir.

Evlilik kararı için uygunluk ve aşk birlikte düşünülmelidir. Eş seçiminde iki şeye bakılır, duygu ve uygunluk (hayata bakış, karakter, fiziksel özellik vs).

İbn Hazm, Dervişler aşık olmak istemez kula, çünkü aşk insanın odağını değiştirir, feleğini şaşırtabilir. Onların aşkı Allah’adır der.

İbn Hazm, Aşk doğuştandır. Bu öyle bir “Hastalıktır” ki hasta zevk alır, der. Gerçekten, sanki aşkın ayrı bir kimyası var. İnsanın duyumu, dikkati, davranışları, algıları değişir. Bambaşka bir psikoloji yaşar. Ben de İbn Hazm ile aynı yerden bakıyorum aşka.

Bazı insanlar aşk olmadan yaşayamıyorum der. Aşk arayışı/bağımlılığı denilen bir durum söz konusudur. Aşkı bulamazsa ilişkiden çıkmanın yolunu arayabilirler. Ancak bu bir sorun olabilir, çünkü aşkın 2-3 yıl içinde daha makul bir duyguya, sevgiye dönüştüğünü biliyoruz.

Gördüğüm 3 çeşit aşk var: ilk görüşte aşk, farketmeden gelişen aşk, ilişki/evlilik içinde etkileşim ve emekle gelişen aşk.

İlk görüşte aşık olmak aslında bir bilme halidir.

Fark etmeden gelişen aşkta, bir süredir bir arada olan (iş vb. sebeple) olan kişilerin, onun yokluğunda ciddi bir üzüntü ve bedensel sıkıntı yaşayarak aşık olduğunu fark eden kişiler  vardır.

İmkansız aşklar: Karşılıksız, platonik, evli birine, evlenilemeyecek (psikopat, çalışmayan asalak, çapkın vs), “O bana aşık” hezeyanı (karşıdakinin hiç haberi yok ama sizden üstte birnin size aşık olduğunu düşünüyorsunuz) İmkansız aşklar kliniğe yansır, çok büyük bir acıya sebep olur.

Evlilik aşkı yok eder mi?

1.Evliliklerde aşk, ilk günkü gibi devam edebilir.

  1. Sevgiye dönüşebilir.
  2. Aşk sönüp kaybolabilir
  3. Çok aşık olup sık sık kavga edebilirler, çünkü evliliği sürdürme becerisi başka bir faktördür.

Kaybedilmiş bir aşkın yeniden kazanılması mümkün olmayabilir, ama aşk sevgiye dönüşmüşse onu yeniden körüklemek mümkündür.

Eşlerin birbiriyle ilgili pozitif duygularını, pozitif anılarını canlandırarak, dokunma ve iltifat yoluyla aşk yeniden canlandırılabilir. Beyindeki ödül yolaklarının güçlendirilmesini içerir.

Eğer evliliğiniz devam edecekse ilişkiniz iyi olsun.

Aşk bir karar değil ama aşkı bitirmek için karar almak gerektiriyor.

Aşk acısı çeken insanlar var, öyle ki anksiyetenin yoğun bir hali gibi göründüğü oluyor. Aynen yasa benzer bir sürece izin verilmesi gerekir. Ancak her aşk acısı yaşayan bundan kurtulmak istiyor değildir.

Aşk acısı yaşayan kişilere ayrılıp-birleşme örüntülerinden uzak kalmalarını önerebilirim. Çünkü bu, hem kişilere hem ilişkiye zarar veren, kişiyi çıkmaza sokabilen bir durumdur.

Aşk çok kez olabilir. Bir kere aşık olup da karşılık bulamayanlar tekrar aşık olamayacaklarını düşünebiliyorlar. İnsanlar hayatında ortalama iki ya da üç kere aşık olabilir.

Hiç tartışmamak da bir sorundur. Uyuşmazlık insanın doğasında vardır. Ayrık düşmeyi ifade etmemek sorunların bastırılması anlamına gelir. Uygun bir şekilde ifade edilmesinden yanayız.

Ortalama mutlu insanlar, ortalama tartışmalar yapmayı, kavgalarını yıkıcılaştırmamayı becerebiliyorlar.

Aşk bazen o kadar doğal gelişir ki kendinizi içinde bulursunuz ama erken belirtilerini yakalarsanız bir ihtimal kontrol edebilirsiniz.

İlişkilerde sınırı korumak yerine sevgi ve anlayışı büyütmek üzerine çalışmak gerektiğine inanıyorum. Çocuğa da öyle, çok sevgi vermenin zararı yoktur. Ancak eş bunu sömürüyorsa, zor bir kişi ise veya kötü niyetli davranıyorsa sınırlar konulması gerekir.

Evliliklerde sosyal zeka ve matematiksel zekayı birlikte kullanarak bir uyum aranıyor. İki kişi çok ayrı uçlarda ise ilişkide sorun çıkabiliyor.

Tavsiyeler:

Kitap: Güvercin Gerdanlığı – İbn Hazm

Danışanla çalışacaklarsa: Dinleme becerilerini geliştirmelerini, bir başkasının dünyasına sahiden orda olarak eşlik edebilme becerilerini geliştirmelerini, bilimsel çalışmaları takip etmelerini öneriririm.

 

Hande Okçuoğlu “Aşka ve Kendine Yolculuk” konu başlığıyla 23 Ocak’ta 

PsiClub Sempozyum’daydı!

 

Üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz PsiClub Aşk Sempozyumu’nun ikinci konuşmacısı Varoluşçu Psikoterapiler Derneği kurucularından, hem pratik hem akademik olarak Varoluşçu Psikoterapi alanında çalışmalarını yürüten Uzman Psikolog Hande Okçuoğlu ile birlikte “Aşka ve Kendine Yolculuk” konusunu konuştuk.

Herkesin katılımına açık olan bu etkinliğimiz yoğun bir ilgiyle karşılandı. Hande Hocamız ile gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizden geriye kalanları sizler için derledik. 

PsiClub’un instagram hesabında Aşk nedir sorusuna gelen cevaplar: Aşk bir turşudur, yiyenin içi yanar yemeyenin canı çeker. Tekrarlayan şey şu ki hep bir çelişki var, hem olumlu duygular hem olumsuz duygular içeriyor.

Soru şu: Aşk bizi geliştiren bir şey midir yoksa kendi yolculuğumuzu sabote eden bir şey midir? Bunu cevaplamaya çalışacağım.

Sunumu varoluşçu ve Gestalt bakış açılarıyla devam ettireceğim. Aşk bize yolculuğumuzda yardımcı mı oluyor engel mi oluyor?

Max Stimer, Nietzche ve Sartre gibi düşünürler ve varoluşçu ekole sahip olanlar, aşkın bizim gelişimimize, potansiyelimizi artırmamıza ve hayatımıza anlam katmamıza yardımcı olur diye düşünüyorlar.

Aşık olduğumuzda karşımızdaki kişiye bazı atıflarda bulunuyoruz. Bu atıflar da şimdi ve buradadan değil de edindiğim değer yargılarından, geçmişimden ve başka yargılarımın yansıtmasından meydana geliyor olabilir. Neden bunu yapmaya ihtiyaç duyuyorum? Muhtemelen kendimde görmeyi isteyip göremediğimi başkasında görmeyi istiyorum.

Aşık olduğumuzda fiziksel (beni korusun) , ilişkisel (ben ona o bana ait hissedelim), kişisel (saygın, değerli birisi olsun) ve büyüme ihtiyaçlarımızı (kendini geliştiren biri olsun)  karşımızdakine atfedebiliyoruz.

Kendimizde eksik kalan puzzle parçalarını karşımızdakine atfediyoruz. Veya bilinçdışı olarak ona göre o insanları kendimize çekiyoruz.

Zaman ilerledikçe atfettiğimiz atıfların gerçekle uyuşmadığını (örneğin en çok hayran olduğum şey özgürlüğü ise aslında düşündüğümden çok daha başına buyruk olduğunu gördüysem) aşk azalabilir, mutluluk duygumuz eskisi gibi olmaz. Kıskançlık, öfke, üzüntü gibi duygular hissedebiliriz. Bunun sonucunda inkar etmek, karşımızdakine büyük hediyeler vermek, kıskançlık göstermek veya onu değiştirmek gibi davranışlarla o mutluluk hissine geri dönmeye çalışırız. Yapmamız gereken kendimize dönüp bakmaktır.

Çok saygı görüyor ve buna hayranlık duyuyorsak mesela, burada kendimize sormamız gereken soru: “Neye ihtiyaç duyuyorum ki bu beni kendisine çekiyor? Bu benim için neden önemli? Bu ihtiyacımı karşılamama engel olan neydi?”

Gestalt terapi bakış açısı: Hayatın her alanında gerilimler ve iki farklı kutup vardır der. Zannederiz ki bu kutuplardan biri çok iyi diğeri ise çok kötü. Oysaki yaşamak için her iki kutbu da içimizde yaşatabiliyor olmamız gerekir.

Nefes alıyoruz, ve nefes veriyoruz. Sadece nefes alarak veya sadece nefes vererek yaşamak mümkün değildir.

İnsan hep bütünleşmek ister, tamama ermek ister. Aşkta da bendeki boşlukları tamamlama meyilim vardır. Ya bende olmayan ya da bende olup temas edemediğim özelliklere sahip kişilere çekilirim.

Aşık olduğumuz kişiden beklediğimiz şeylerin kendi ihtiyacımız olduğunu unutuyoruz.

Hümanistik bakış açısı otantik olma halini özgünlük olarak görür, varoluşçular ise nasıl bir hayat yaşamak istiyorum sorusuna cevap aradıkça otantik olabileceğimizi söyler. Kendimizle temas halinde olmak ve o an orada olmak.

Aslında hayatta yaşadığımız büyük çöküşler gelişimimiz için en iyi fırsatlardır. Eğer buna ses verebilirsek o noktada aşk, kendimize yolculuğun kapısını açan bir yere dönüşür.

Kendimizle temasa geçmemek için türlü kaçınma davranışları sergileyebiliriz. Örneğin hep karşımızdakinden şikayet ederek “O bana bunu yaptı” deyip hiç kendimizden söz etmeyiz.

Aşk  bittiğinde neden direnç gösteriyoruz? Varoluşçular, onu kaybederken hayatın anlamını ve kendimizin de bir parçasını kaybettiğimizi hissediyoruz der.

Yalnızlık acısıyla, aşksızlık acısı ile temas etmemek, onunla baş etmek için kullandığımız kaçınma yöntemleri, otantik olmamızı engelleyen en önemli sebeplerdir.

Direnirken sarf edilen çaba, direnilmediğinde sarf ettiğimiz çabadan çok daha fazla!

Alışkın olduğumuzu yaşamak, güvenli alanımızda kalmak için direniyor ve büyük çaba harcıyoruz. Partnerin yokluğu, kendimizi daha iyi tanımak ve ihtiyaçlarımızı görmek için aslında bir fırsat.

Bütüne tamamlanıyor olmak için psikolojik esneklik çok önemlidir.

Benim bu dünyada kısıtlı bir vaktim var ve bir potansiyelim var. Kendim ve gelişimim için nasıl adımlar atıyorum? Adım atabilirken atmamaya başladığımda bu durum varoluşsal bir suçluluğun başlangıcı haline geliyor.

Kendimize olan yolculukta aşk farklı çeşitleriyle beraber gereklidir. Bir şeyleri sevmeyi öğrenmeden kendimizi sevemeyiz.

Bana göre aşk; var oluşumun dört boyutunda da sarf ettiğim ve kendi yarattığımı unutmadığım değer yargılarım ile oluşturduğum mutlu bir hal. 

Kişinin dönüşümü partneriyle karşılıklı olursa tadından yenmez ama ilişkide birisi dönüşmeye başladıysa diğerini de mutlaka etkiler.

Aşk, karşımızdakine yaptığımız yansıtmaların birer birer döküldüğünü gördüğümüzde azalan bir şey haline geliyor.

Tavsiyeler:

Olumsuz şeylere, cezaya vurgu yapmak kişiyi ve ilişkiyi büyütmez, çocuk gelişiminde de böyledir. Bizi büyüten şey ilişkimizde olumlu olan şeylere vurgu yapmaktır.

Kendi terapinize gidin ve süpervizyon alın.

Merak edin. Karşınızdaki insanı merak ettiğiniz sürece bu meslek daha keyifli bir hale geliyor.

 

Hasan Turan Karatepe  “AŞK: Değer mi, Değmez mi?” konu başlığıyla 23 Ocak’ta PsiClub Sempozyum’daydı!

 

Üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz PsiClub Aşk Sempozyumu’nun üçüncü konuşmacısı İstanbul Medeniyet Üniversitesi ile İbn Haldun Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatri uzmanı Doçent Dr. Hasan Turan Karatepe hocamızdan “Aşk: Değer mi, değmez mi?” başlıklı konuşmayı dinledik.

Herkesin katılımına açık olan bu etkinliğimiz yoğun bir ilgiyle karşılandı. Hasan Turan Hocamız ile gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizden geriye kalanları sizler için derledik.

 “Aşk ancak söylenmediğinde ortaya çıkar”

“Aşık veysel aşkı: birbirini sever ve alamazlarsa aşk olur demiştir”

Aşkı ancak aşıklardan dinleyebiliriz. Yani ozanlar, sanatçılar… Bize ancak onlar daha anlaşılabilir bir portre çizerler. Mesela aşk alanında Fuzuli çok kıymetli eserler bırakmıştır. 

İbn Sina, psikolojik meseleleri aşka dayandırarak sınıflandırırır. Mesela depresyona bu topraklarda klinik bir tanı olarak kullanılmadan önce “kara sevda” denilirdi. Yeşilçamda da görmüşsünüzdür. 

Aşk ile aşkınlık kelimelerinin birbirine benzer kelimeler olmasında şaşılacak bir şey yok. Çünkü belki de aşk, kişiyi aşkınlığa hazırlayan içsel bir tecrübedir.

Aşk hepimizin deneyimlemesi gereken bir gelişim aşamasıdır. Bu sayede dünyayı anlamaya daha yakın oluruz. Aşkınlıkla temas etmek için aşka temas etmek gerekir.

Batılılar “love” derken hem aşkı hem sevgiyi aynı anlamın içine koyuyorlar. Bizde oysaki sevginin çeşitleri için farklı kategorizasyonlar mevcuttur.

Aşk, literatürde de bir maraziyet ile birlikte giden bir şeydir. İnsanı bir maraza, bir probleme sürükleyen bir şeydir fakat insanı canlı da tutan bir şeydir.

Sevgi ile aşk arasındaki farkı gözetmek lazım. 

Aşkın materyalleri değişebilir, hedefi değişebiliyor. Fakat aşkla teması bir şekilde devam ettirmek hayatımızı daha anlamlı kılıyor.

Değer denilen şey, terapide, bilinçli bir sözel süreç sonucunda karar verilen, kişilerin eylemleri veya yaşam biçimi şeklinde kendini gösteren, kişiyi motive eden kavramlardır. Kişiyi terapiye getiren şey, onun hayattaki mücadelesinin onu değerlerinden uzaklaştırıyor olmasıdır.

Kabul ve kararlılık terapisindeki değer alanlarından birisi “love”dır. Ancak burada da bir kavramsal sorun var, çünkü aşkı koyduğumuz her yerde bir maraziyet, bir cefa bizi bekliyor.

Terapide değerler sonsuz bir motivasyon kaynağıdır, pozitif pekiştireç görevi görürler ve kişinin kendi tercihi olmalıdır.

Aşk repertuarımı genişletiyorsa, bende pozitif pekiştireç etkisi yapıyorsa, her an benim hayatımı güzelleştiriyorsa bu bir değer olarak ele alınabilir. Fakat aşk benim hayatımı daraltıyorsa, sadece ona yönelip sadece o aşkı elde etmek için bütün davranışlarımı yönetiyorsam o zaman buradaki aşk bana bir değer olarak hizmet etmeyebilir. Değeri gereğinde bırakıp o anın gerektirdiği diğer bir değere cevap vermek psikolojik esnekliği ortaya çıkarır.

Aşk eğer benim repartuarımı daraltıyorsa, beni sadece bir hedefe yöneltiyorsa, hayatımda kıymet verdiğim diğer alanlara bir şey sunmuyorsa o zaman bu aşka değmeyebilir.

“Şu an yaptığım davranış neye hizmet ediyor?” diye sormak, değerlerimizi görmemizde yardımcı olabilir.

Aşk bir değer olarak baktığımızda her zaman ulaşabileceğimiz bir yerde duruyor fakat ilişki ve evlilik tek başımıza halledebileceğimiz, hayatımıza istediğimiz zaman katabileceğimiz bir mesele değil.

Tutkunun içinde aşk ve değer olabilir fakat tutku bir yandan hayatımızdaki diğer önemli şeylerden bizi uzaklaştırma riski olan bir katılık da içerebilir. Buradaki sınırı belirlemek gerçekten zor.

Bir şeyi kontrol etmek zorunda kalıyorsak bu bize bir mücadelenin varlığını gösterir. Terapide de nerede bir mücadele var, orada bir katılık, hayattan koğuş vardır diyebiliriz.

Aşkın var olması, onun gözle görünür bir şey olacağı anlamına gelmez. Maşuğunuza kavuşmak zorunda değilsiniz, ancak bunun yaşattığı acıyı kaldırmanız gerekir.

Aşkın görünür hayattaki karşılığı değişebilir.

Değer, çok kaybolan ya da değişen bir şey değil. Belki hedefi değişebilir. Yani ben birine niye aşık oluyorsam aşık olduktan sonra da o şey benim için devam ediyordur. Ortaya çıkan karışıklık ya da zıtlık eklenen bazı şeylerle ilgili olabilir. Ben onda başka bir şey daha görebilirim aşık olduktan sonra ama aşık olduğum şey hala oradadır.

Değerlerin işlenmesi farklı şekillerde olabilir. Yardımsever olmak kişi için değerdir, ancak kendinden aşırı vermesine sebep oluyor olabilir. Değer odaklı yaşantının da bir bedeli vardır. Ancak bedel, benim için kıymetli olduğu sürece ona verdiğim emek ve zaman benim için anlamlıdır.

Değerimizi hayatımıza geçirdiğimiz müddetçe kendimizde daha bütüncül bir anlama temas ederiz.

Hedef odaklı, belirli resme ulaşmaya çalışan ve gönlünden geçeni sürekli ihmal eden kişilerde o resim tamamlanınca bile hayattaki anlam bütünlüğü kaybolduğu için bu kişiler daha kolay depresyona giriyor, intihara gidebiliyorlar. Bu açıdan değerler bizi bütünlüklü kılar ve bir anlam çerçevesi içinde tutar.

Hiçbir şey doğru ya da yanlış olarak sınıflandırılmaz, şeylerle kurduğumuz ilişki önemlidir.

Tavsiyeler:

Öncelikle PsiClub’ı takip etmelerini tavsiye ediyorum 🙂

Aşıklarla (ozanlar, sanatçılar) yan yana gelmeye çalışın. Bir şarkı, bir şiir, bir türkü, bir kitap kadar uzaklar.

Sanattan beslenerek anlam dünyanızı geliştirin.

Bize kıymetli olanı hatırlatan insanları fark ederek onlardan yararlanın.

Bilimsel metodolojiye dayanan çalışmaları takip etmenizi şiddetle öneririm.

Çalışmalarımızı yaparken bilimsel temellere dayanan belli bir metodolojiyi takip edin.

Kendi özelliklerinizi keşfedin ve onları geliştirmek için çaba harcayın.

Kitap: Rasim Özdenören – Aşkın Diyalektiği

Dergi: Cogito – Aşk sayısı

 

Eren Murat Dinçer  “Başlarken, Sürerken, Biterken Aşk” konu başlığıyla 23 Ocak’ta PsiClub Sempozyum’daydı!

 

Üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz PsiClub Aşk Sempozyumu’nun son konuşmacısı Narrative terapisti ve eğitimcisi, İlişki Psikoterapileri Enstitüsü eğitimcisi, aile ve çift terapisti Klinik Psikolog Eren Murat Dinçer hocamızdan “Başlarken, Sürerken, Biterken Aşk” başlıklı konuşmayı dinledik.

Herkesin katılımına açık olan bu etkinliğimiz yoğun bir ilgiyle karşılandı. Eren Murat Hocamız ile gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizden geriye kalanları sizler için derledik.

Başlarken;

Aşka dair bir tanım ne kadar mümkün? Mevlana, aşkın tanımını istediklerinde “Düş de gör” diye cevap veriyor. Bu öznel bir deneyim.

Neyi sevdiğimiz, ne ile beslendiğimizle çok ilişkilidir.

Batı psikolojisinin çekicilik teorileri vardır: bazen birisiyle birlikte olmanın bize yaşattığı deneyimler, bazen kendimize en çok benzeyen kişiler, bazen de bizden en farklı olan ve bizi tamamladığını düşündüğümüz kişiler tarafından çekiliyoruz.

Kendi içimizde bulduğumuz bir şeyi karşı tarafta görünce ona doğru çekiliyoruz.

Fikret Şenez’e soruyorlar: şimdiki şarkılar çok daha düz acaba birbirlerini eskisi gibi sevmiyorlar mı? Hayır diye cevap veriyor, hala seviyorlar ama ifade ediş biçimleri farklı.

Duygularımızı ifade edecek kadar kendimizi tanıyor muyuz, o duyguyu anlamlandırabiliyor muyuz,  bunu ifade edecek kelimelerimiz/davranışlarımız var mı? Bunların hepsi nasıl sevdiğimizi etkiler.

Narrative terapinin kurucusu Michael White, şu anki kültürlerde iki kişilik ilişkinin en önemli ilişki haline geldiğini söyler. Bazen “sen bana özel olacaksın ben de sana” düşüncesi tam tersi bu ilişkiye çok zarar da verebiliyor.

Sürerken;

Evlilik içerisinde insanların ilgileri değişebilir (?)

İnsan beyni aşinalık hissine oldukça yatkındır. Aşkı harekete geçiren hem yabancılık hissi hem de güvende olma hissidir.

Sevmeyi bir kişiyle eşleştiriyoruz, doğru kişiyi bulunca “Tamam artık evlendik”. Peki sevgi bir isim midir bir fiil midir? Aslında bir insanın sevgiyi yaşaması ve koruması için bu beceriyi devamlı kullanması gerekir.

Erich Fromm güzel bir manzara yakalamaktansa ressamlık becerisinin kazanılmasını, böylece o güzel manzarayı bulduğunda çizebilecek hale gelmesinin önemli olduğunu söyler. Bu nedenle sevilen şeyi elde etmek değil bunun fiilini devam ettirmek daha mühimdir.

Küçük bir çocuğu sevmekten tut 

Karşımızdaki kişiden yaralarımızı sarmasını bekliyoruz, ancak olmuyor ve biz de hayal kırıklığı yaşıyoruz. Hayal kırıklığı bir kere yaşandığında diğer eski meseleleri de insanın aklına getiriyor.

Biterken;

Bittiği zaman en kötü senaryo bir tarafta bitip diğer tarafta bitmemiş olması ve bitirememiş kişinin bitiren kişiye hiç ulaşamıyor olması.

Bir ilişki biterken insanlarda ilişkinin en kötü hali akılda kalıyor yani sonu. İlişkinin başında ne çok güzeldi, ilişkinizi sürdürmenizi sağlayan neler vardı gibi sorularla aslında karşıdaki insanların düşündükleri gibi onun çok iğrenç, kötü bir insan olmadığını veya onu unutmak zorunda olmadıklarını göstermek hedeflenir.

Bir ilişkiyi bitirirken “Sonu kötü olsa bile bu ilişkide güzel olan neydi ve sen bitirirken neyi tutmak istersin?” sorusuna cevap vermek ve onu hatırlarken hayatımızda zengin bir hikaye olarak sunmak faydalı olabilir.

Bir şey yaşıyorsan ondan korkmayıp onu anlamaya çalışmak ve bunu biriyle yaşıyorsan onunla paylaşmak ve üzerine konuşmak keyifli ve ilişkiyi besleyici olabiliyor.

Bir ilişki yürümüyorsa onu bitirebilmek de çok büyük bir maharet.

Birbirini devamlı gören insanlar için aşkın daha hatırlatıcı olduğunu biliyoruz. Teknoloji ilerledikçe stalk yapmak gibi şeyler çok kolay olduğu için ilişkiyi bitirmek çok daha zor hale geldi. Alışkanlık haline gelmesi mümkün, burada irade önemli.

Tavsiyeler:

Kitap: Stephen A. Mitchell – Aşk Sürebilir Mi?

Kitap: Erich Fromm – Sevme Sanatı

Kitap: Peter Lauster – Aşk : Bir Olgu Olarak Aşkın Psikolojisi

Hayatın içine karışın. Mavi yakalı işlerde çalışın çünkü hayatın öğreticiliği ile yarışılmaz.

Okuyun ama okuduğunuzu da sorgulayın.

 

Yaklaşan etkinlikleri ve daha fazlasını psiclub.net adresinden takip edebilirsiniz.