Doç. Dr. Armağan Köseoğlu, “Kayıp-Yas Sürecinde Aile ve Çocuk” konu başlığıyla 17 Ocak’ta PsiClub’taydı!

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Armağan Köseoğlu ile yaptığımız etkinlikten kalanları sizin için derledik:

“Ölüm gidenin değil, kalanın meselesidir.”

“Her kayıp bizi kaçınılmaz bir keder içine sürükler ve tüm geçmiş kayıplarımızı yeniden canlandırır. Eğer kayıp tam olarak yası tutabilirse, büyüme ve yenilenme için önemli bir araç olabilir.  Yani yasın hakkını verebiliyorsak bu bizi güçlendirir. Burada ifade edilen yas sürecinin yaşantıya dökülmesidir.”

“Yas türlerine baktığımızda normal yas, müdahale gerektirmeyen, zaman içerisinde kişinin artık yeni duruma uyum sağlayabildiği, kayıp gerçeğiyle yüzleşebildiği, kayıp gerçeğini kabul ettikten sonra o yitirilen şey olmaksızın yeni yaşamında yol alabildiği yası ifade eder.”  

“Bizim için önemli olan herhangi bir yaklaşımla psikoterapiyi gerekli kılacak olan çoğunlukla karmaşık yas ve travmatik yastır.”

“Karmaşık yas dediğimiz şey patolojik, maskelenmiş, abartılmış, kronik hale gelmiş yas türünü de içine alan yas türüdür. Buradaki problem kişinin inkâr mekanizmasını kullanarak kaybı reddetmesidir. Sanki hiç kayıp olmamış gibi yola devam etmesidir. Ya da kaybettiği kişinin kaybına saplanması ve dış dünyayla ilişkisini kesmesidir. Bu çoğunlukla melankoli ve depresyonla devam eden bir süreçtir.”

“Travmatik yasın şöyle bir yanı var; Ani, şiddetli, sarsıcı sadece sevdiğimiz kişinin yitirilmesi değil aynı zamanda geride kalan kişi için dış dünyanın tehdit edici, tekinsiz bir yer olması nedeniyle kişinin bilişsel, duyuşsal davranışsal yaşantısal durumların eşlik ettiği durumu ifade eder. İntihar, kan davası, namus cinayeti, kürtaj gibi damgalanmış ölümlerinde içinde yer aldığı doğal afetlerin, insan kaynaklı travmaların, kazaların sonucunda gerçekleşen ölümlerdir. Burada kişilerin psikoterapiye dahil olması gerektiğini söylüyoruz.  Tabiki yas tutma kişiseldir her kişide farklı şekilde tezahür edebilir.”

“Yas tutma tepkileri duygusal, fiziksel, bilişsel ve davranışsal olarak görülebilir. Duygusal olarak kaybedilen kişiye karşı şok, üzüntü, suçluluk, kaygı, çaresizlik, özlem gibi duygularla ortaya çıkabilir. Fiziksel olarak midede boşluk hissinin olması, nefes almada güçlük, boğuluyormuş gibi hissetme, kaslarda kasılma ve bedende ağrılar hissetme olabilir. Bilişsel olarak odaklanamama, halüsinasyonlar, unutkanlık görülebilir. Davranışsal olarak uyku ve yeme sorunlarında bozukluklar gözükebilir.”  

“İlk 6 ayda bunların görülmesi normaldir. Zamanla seyrelmesi ve ortadan kalkmasını bekleriz. Ama 6 ay geçti ve yoğun düzeyde artmaya başladığında dış dünyayla ve kendisiyle olan ilişkisinde bozulmalar başladığında depresyondan ve acil müdahaleden söz etmek mümkündür.”

“Aslında yas hep var. Başlasın ve bitsin gibi bir düşüncemiz vardır. Ama yas böyle bir süreç değildir. Bir şey oldu hem de çok mühim bir şey oldu. Ama biz bu yaşadığımız olumsuz yaşantıya rağmen devam edebileceğiz. Zaman ilerlemesine rağmen yas yaşantısı varlığını koruyor. Fakat biz o yasın etrafında o kadar büyüyoruz ki artık acı çekmeksizin hatırlayabildiğimizde güçlenmiş oluyoruz.”

“Şimdi çocuklara geldiğimizde çocuklar ölümü bizim anladığımız gibi ölüme anlam vermekte zorlanabiliyorlar. Biz ölümü yaşamın sonlandığı, geri dönüşü olmayan evrensel bir gerçeklik olarak biliyoruz.  Çocuklar bizim kabul ettiğimiz gibi kabul etmiyorlar. Kabul etme süreci burada tartışılır. Yetişkinlerde kaybettikleri kişiyi kabul etmede büyük zorluklar yaşıyorlar. Yas sürecini bu kadar sancılı hale getiren kabul edip edememe durumudur. Çoğunlukla kabul etmeme ve gerçekle yüzleşememe durumunu ifade eder.”

“Eğer çocuklar bakım verenini kaybetmişse çocuklar bağlanma üssünü kaybetmiş olabiliyor. Bu yüzden çocuklarda yas yetişkinlerden farklı olarak karşımıza çıkar.”

“Bir çocuk kayıp yaşadığında onu en çok etkileyen sevdiği kişiyi kaybetmesi ve onsuz bir hayatın olması. Bir diğeri ise bundan sonra bana bize ne olacak? Bize kim bakacak? Bir diğer ebeveynimi de kaybeder miyim? gibi kaygılar yaşayabilir.”

“Öncelikle kaybedilen kişi kimdi? Çocukla yakınlığı neydi? İlişkinin doğası neydi? İlişki sevgi, şefkat ve güven dolu bir ilişki miydi? Yoksa çatışmalı, çekişmeli, rekabete dayalı bir ilişki miydi?  Buna bağlı olarak yas tepkisi farklılaşır. Yine ölenin dışında geride kim kaldı? Bunların yanında çocuğun kendisinin gücü, yaşam kalitesi, kişilik yapısı, başa çıkma tepkileri nelerdi? Kaybın biçimi neydi? Ani, sarsıcı, travmatik, uzun süren hastalık ve tedavi sonrasında yaşanan bir kayıp, yaşlı bir aile büyüğü, evcil bir hayvanın ölmesi tüm bunlar “kaybın biçimine göre verilen tepkileri etkiliyor.

Yakın çevrenin verdiği destek önemlidir. Aile ilişkilerinin dışında okuldaki ilişkileri, komşuluk ilişkileri vb.  Sosyal destek ağının çocuğun yası geçirmesinde önemli, iyileştirici etkileri vardır.”

“Çocuklar gelişim dönemi özelliklerine göre kaybı yaşarlar.”

“0-3 yaşına bebeklik döneminde ölüm kavramına dair hiçbir şey yok. Bakım verenin yasa verdiği tepkiyi taklit eder. Bebeklikte uyku, tuvalet ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarda bozukluk gözükebiliyor.”

“2-6 yaş ilk çocukluk dönemi en çok zorlandığımız gruptur. Çocukta ölüm kavramı gelişmemiştir ama ölüm kavramından haberdar değildir. Çocuğun bilişsel düzeyinden dolayı zaman ve mekân kavramları yerleşmemiştir. Çocuk ölümü geçici bir durum olarak algılıyordur. Bir süre sonra ölen kişinin tekrar geleceğine inanılıyor. ‘Annemin ölmesi bitince ne zaman gelecek?’  gibi cümlelerle karşılaşabiliyoruz. Çocuk orada da yaşamın devam ettiğini düşünebiliyor. Çocuğa uzağa gitmek, gökyüzüne çıkıp oradan veya uyuyor şekilde anlatıldığında bakmak şekilde anlatıldığında çocuk bu şekilde algılıyor. Çocukta böyle olunca ailesi tatile gittiğinde bir daha gelmeyeceklerini düşünebilir. Kendisi uyuduğunda öldüğünü düşünebilir. Hayali düşünce bu dönemde çok fazla. Ağlamasaydım ölmeyecekti gibi şeyler de bu dönemde görülebilir. Çocuk kendisini ölümden sorumlu tutmaya başlayabiliyor. Ölümün sonuçlarından haberdar değildir bu dönemdeki çocuklar. Birinin ölümünü ona söylediğinizde tamam deyip arkadaşlarıyla oynamaya çıkabilir. İlgisiz bir anda size bununla ilgili sorabilir. Biz düşünüyoruz ki çocukta bizim şekilde acı çekecek fakat onların bilişsel gelişimleri bizim kavradığımız büyüklükte yaşamasını engelliyor. Biz öyle yaşanacağını tasavvur ediyoruz.”

“7-11 yaş okul çağı döneminde artık çocuk ölüm kavramını biliyor. Tüm insanların öleceğini biliyor. Kendisinin de öleceğini biliyor.  Ölüme sebep olacak şeyleri de biliyor. Bilişsel gelişimleri sebebiyle zaman ve mekân kavramları da geliştiği için ruh, cin hayalet ve peri gibi şeyler geliştirebiliyor. Bu dönemde karanlıktan korkma, ışığı açıp tuvalete gitme vb. olaylar yaşanabilir. Burada ailenin tepkisi önemlidir. Bizi yukarıda seyrediyor gibi söylemek çocuğun endişesini daha da artırabiliyor.  Regresyon, bebeksi konuşmalar, alt ıslatma ve arkadaş ilişkilerinde bozulmalar gibi durumlar bu yaşta gözükebilir.”

“Ergenlik döneminde ölüm kavramını, kaybın sonuçlarını bilme, ölüm öncesi ve sonrasını biliyor.  Bu dönemde önemli olan kaybedilen kişiyle ilişkinin doğasıdır. Eğer ego kimliği ise ailesi, arkadaşı, kardeşse yakınlığın derecesi ve ilişkinin niteliği kayıp sonrasındaki yaşadığı tepkileri etkileyebiliyor. Suçluluk ve utanç duyguları ergenlikte çok sık karşımıza çıkar. Okula gitmek istememe ve kimseye bir şey anlatmayıp içe dönme gözükebilir. Geride kalan ebeveyne karşı öfke gözlemlenebilir. Burada kaybın yarattığı o olumsuz duyguları yöneleceği bir kaynağı arıyor. Bazen bu kaynak kendisi de olabiliyor.”

“Peki çocuklarla konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?”

“Çocuk ne biliyor öncelikle buna bakmalıyız. Daha sonra ona kim söyledi? Nasıl anlattı? Travmatize edildi mi? Çocuktur söylenmez gibi davranışlarda bulunmamalıyız. Çocuk üzülmesin diye söylememek inkâr mekanizmasının işletir. Ortada bir çarpıcı bir gerçek var ve çocuk bununla yüzleşmelidir. Daha sonra çocuğun gözünden kaybın anlamı ne? bunu görmek gerekir. Çocuk tepkisiz kaldığında yakın takip ve kontrollü mesafeden çocuğu izlemek gerekir. İhtiyaç duyup konuşmaya geldiğinde konuşmaya hazır olmak gerekir. Küçüksün anlamazsın, daha sonra anlatırım gibi geçiştirmeler olmamalıdır.”

“Çocuk evden uzaklaştırılmamalıdır. Çocuğun kayıp gerçeğini anlayabilmesi ve anısal belleğine kodlayabilmesi için evde olan biteni görmesi, eve gelenleri görmesi, cenaze törenine katılması, mezarlığa gitmesi gerekir. Defin işlemi hariç. Duygularını yaşamasına izin verilmelidir.”

“Çocuklara ne/nasıl söylenmelidir?”

“Yaşına ve gelişim düzeyine göre hareket etmeliyiz.  Açık ve dürüst bir iletişim kurmamız gerekir. Herkesin aynı şekilde anlatması gerekir. Anlatılmazsa çocukta kafa karışıklığı olacaktır. Şok edici bir şekilde anlatmamak gerekir. Yakın bir kişi anlatmalıdır. Duygularını göstereceği yakınlıkta bir kişi olması gerekir. Anlatan kişi de duygularını gizlememelidir. Çocuğun alışkanlarına, rutinlerine değişip değişmediğine bakılması gerekir. 15 gün zaten ilk şok evresidir. İlk 15 gün yapılacak bir müdahale yoktur.”

“Okuldaki öğretmenin bizim için nasıl destek olduğu, nasıl bir dil kullandığı, kaybı nasıl ele aldığı önemlidir. Yok saymak, görmezden gelme, arkadaşınız yarın sınıfa gelecek bir şey sormayın demek çocuğun acısına eşlik etmemek anlamına geliyor. Kayıp yaşayan çocuğa karşı duyarlı olunmalıdır.”

“Cenaze evinde olacaklar hakkında çocuğu ana başlıklar hakkında bilgilendirmek gerekir.  Ergenlik öncesindeki çocuklar için travmatik olabilir. Çocuk mezarlığa götürüldüğünde uzaktan bir kalabalığı izlemesi tercih edilebilir. Ama 10 yaşından önce bir çocuğun defin işlevini görmemesi gerekir. Çocuğun rutinlerinin bozulmaması ve duygularını saklamaması gerekir.”

“Aileler çocuğun ağlamasına izin vermelidir. Aile sesini çıkarmadan, saçını okşayın, sırtını sıvazlayın, sarılın. Eğer sizde çok duygulanıyorsanız gözyaşınızı göstermekten çekinmeyin. Verdiği duyguları ve tepkileri kabul alanı çevresinde alın. İlgi gösterin. Yas tutmasına izin verin ve acele ettirmeyin. Sindire sindire yaşamak ve yasın hakkını vermek önemlidir.”

“Özel günler ve kritik günler önemlidir. Doğum günleri, karne günleri, bayramlar duygusallığın arttığı günlerdir. Bunlara hazır olmak gerekir. Bu dönemlerde tansiyon artar, çıkar ve iner. Bu bizi şaşırtmamalı, panikletmemeli. Akran ilişkilerini ve sosyal aktivitelerini güçlendirmeliyiz.”

“6 ay ile 2 yıl kadara uzayan kritik bir dönemdir. İlk 1 yıl çok önemlidir. İlk yıllar tetikleyici olaylarla doludur. Çünkü zaman geriye işler. Geçen sene bunu yapmıştık diye sürekli dile gelir. 1 seneden sonra artık zaman kavramı değişiyor. O kişinin olmadığı zaman dilimi takvime geçiyor.”

Okul Öncesi Çocuklar İçin Kitap önerileri:

  • Noa, Kirpi ve Sarı
  • Boşluk
  • Ben’in Gemisi
  • Elveda Bay Muffin
  • Dedemin Odası
  • Ördek. Ölüm ve Lale

Dizi&Film Önerileri:

  • Oğul Odası
  • Tavşan Deliği
  • Üç Renk: Mavi
  • Sophie’nin Seçimi
  • Manchster by the Sea
  • Kelebekler
  • Water Diviner-Son Umut
  • Hiroşima’dan Mesaj
  • Nossa Chape Our Team
  • The Affair
  • After Life
  • This is Us
  • Masum

‘Gelin girmedik ev olur. Ölüm girmedik ev olmaz.’

“Ölüm bazen çok uzakta bazen çok yakında. Katrana bulanmış martının kanatlarının temizlenmesindeki o acıyı çekmesi gibi. Yas sarsıcı, yoğun duyguların olduğu ve yaşama yayılan bir deneyimdir. Ama yasta bireysellik vardır. Onun için herkes kendi yasını tutabilir.”

Tavsiye:

“Yas danışmanlığı ve yas terapisi alanda çok sık karşılaşılan iki kavramdır.  Yas terapisi komplike ve travmatik yasta daha analitik ve bilindışıyla çalışmayı gerekli kılan çalışılacak bir zemin olarak yas danışmanlığından ayrılır. Kayıp ve yas sürecine psikologların ve psikolojik danışmanların uzak kaldığını görüyorum. Aldığınız diplomalar bilgi, beceri ve yeterlilikler kazandırıyor. Danışman-danışmanlık sürecinde makro becerilere hakimsiniz. Fakat yas söz konusu olduğunda mikro beceriler gereklidir. Kendinizi geliştirerek, eğitimler alarak ve kendi kayıp ve yas süreçlerinizi işleyip çalışarak yola çıkabilirsiniz. Kayıplarınız var mı? Ele aldınız mı? Tamamladınız mı? Siz de işler nasıl gidiyor? Süpervizyon da alarak belli bir model dahilinde derinleşerek psikoterapi yapabilecek düzeye geldiğinizde rahatça çalışabileceğiniz bir alandır. İnsanın olduğu her alanda kayıp ve yas süreci var. Duyarlı olmak gerekir. Yanında olmak, sırtını sıvazlamak, başını okşamak, senin için ne yapabilirim demek, çok üzülüyorum ama elimden bir şey gelmiyor demek, söyle senin için ne yapabilirim demek kayıp yaşayana iyi hissettiren bir şey. Bunu atlamamak gerekir. Çocukla çalışıyorsanız eğer aileyi dışarda bırakamazsınız. Ebeveyne rağmen çocukla yol alamazsınız. Bu sistem meselesidir.”